Kasım 15th, 2008

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz - Şükrü Erbaş

Köylüleri niçin öldürmeliyiz

Çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünmezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
Birgün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında azarlarlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
Onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler !..

Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sünküre sünküre
Yollara tükürürler…
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
Gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde…

KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL NASIL KURTARALIM ?

Kasım 4th, 2008

aybulutu düş kelebeği - emirhan oğuz

ay buluta girdi karardı sazlık
kirpiklerinden mavi bir kelebek geçti, soyundu gözlerin
ay buluta girdi şarkılar eskir
ay buluta girdi kesildi yaprak hışırtısı dallarda
dudakların uyanır, suya değdi kanatları kelebeğin
ay buluta girdi çalkalandı sazlıkta sular
savrulur boynunda saçların, kanatlarından suyu sağdı kelebek
ay buluta girdi şarkılar eskir
ay buluta girdi emdi yıldız ışığını rüzgâr
ışıldar iki yaprak bulutu ucunda iki vişne tanesi dipdiri ıslak
ay buluta girdi çarptı dokuz köpük dalga kıyıdaki kumula
ıslanır kasıklarında çiğrengi ay çayırları, yitti burgacında kelebek
ay buluta girdi şarkılar eskir

emirhan oğuz - ateş hırsızları söylencesi

Ekim 21st, 2008

Ortak Aydınlık - Fazıl Hüsnü Dağlarca

“Kuşlarda ne var bilemem,

Sesleri gündüzlerde taşar.

Ben gidenleri yaşarım,

Kalanlar beni yaşar.”

Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı kaybettik!

Eylül 17th, 2008

Sukru Erbas

Kaç hayattan yalnızlığın var, ömrünü büyütecek. İncinmek için kimse gerekmiyor sana. Zehir yüzüğün göğüs kafesinde Git. Mahşerini sev.

Eylül 17th, 2008

Unut istersen sen!

Ve ağzında binlerce güneşin tadı dilinin ucunda yalnızca kendi adın çünkü sevdikçe beni sen kendini tanıdın.

Eylül 17th, 2008

Edip Cansever

vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
vaktinde anlamanın sevinci mi
ya da biraz geç kalmanın
o gereksiz tedirginliği mi
hangisi

ama belli ki sonundayız herşeyin
en sonunda.

Eylül 14th, 2008

Şükrü Erbaş

bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz  / biçim veremediğimiz şeylerin / biçimini alıyoruz !

Eylül 12th, 2008

Şiir

siir onu yazana degil ona ihtiyaci olana aittir

Eylül 7th, 2008

Cemil Meriç

Sevebileceklerim dilsiz, dilimi konuşanlarla konuşacak lakırdım yok.  bu bir kopuş, parçalanış…

Ağustos 29th, 2008

Yildiz Akisi - Baki Ayhan T

geceye gomulsem ne iyi olurdu: gergin

ne iyi olurdu sana gomulsem: kilic
ipekde arzunun siddetiyle derinlesir gibi

kendime yildirimlar secerdim gomulurken
kitalari yeni carpismalara hazirlamak icin
govdemdeki ates izleri hizla buyurken

askin govdesini mevsimler degistirir
degisirsin, yoklarsin zamanin sonsuzlugunu
duyarsin bir kurdun tikirdisini ve uluyusunu
kis ve guz sevisirken ayni govdede demektir

bahceme dikseler seni, adsiz bi agac olsan
ugultular ve hisirtilar zamani dolduran
her yaprakta duyarim sensizligin sesini

yildiz akisinin pariltisidir duydugum
kilic ayirirken tutkulu geceyi

seninle degil, sana gomulmek istiyorum