N3D3N?

Eğer illa da birşeyin fanatiği olmak, tutku ile bağlanmak ya da aklın saf dışı edilmesi gerekiyorsa
bunu sadece ŞİİR için yaparım, tereddütsüz…
Bu blog bu tereddütsüzlüğe adanmıştır.

2 Yorum Var “N3D3N?”

  1. I KORKU DİLSİZ BIRAKIR – MIŞ

    Harflere dokunup dokunup,
    korkuyla elimi geri çekerken buluyorum kendimi.

    Avunuyorum:
    “Ben ya da bir baÅŸkası, bu hikaye nasılsa yazılacaktı …
    Öyleyse okumayı bırakabilirim.”

    Oysa … Kaçmak, insanı güçsüz bırakır-mış.

    Tekrarlayıp duruyorum:
    “Suyun içinde kalmalıyım. Suyun içinde kalmalıyım. Suyun içinde … Ancak o zaman nefes alabilirim.”

    Tam kabullenecekken bir ÅŸey oluyor,
    hain bir cümle peşi sıra sürüklüyor aklımı.
    Ele geçiriyor. Zihnimi. Sonra.
    Korkuyorum çok.

    Öyle ki korku kimliğim oldu.

    Suyun dışında yaşayamayacağımı biliyorum.
    Ondan korkuyorum.
    Kıpkırmızı can veririm avuçlarında.
    Kuru dünya … Kavurur içimi.

    Sonra.
    O ılık avuçların olmayınca yaşayamayacağımı da biliyorum.
    Ondan korkuyorum.
    Pul pul dökülür gözlerim.
    Göz kapağım yok benim.

    Sudan çıkıp sana geliyorum …
    Öyle sanıyorum.

    Bir de bakıyorum önüm ardım
    yine su.

    Korkuyorum.

    Sudan çıktım …
    Tüm kapılar kapandı ardımdan.
    Ne kaldı geriye? Okunmayan, yazılmayan öyküler dışında.
    Göremiyorum. Kan çanağı gözlerim. Korkuyorum.

    Gelip de seni görememekten korkuyorum.

    Korkuyorum.
    Dönüp de seni bulmaktan …bulup da hiçbir ÅŸey söyleyememekten korkuyorum.
    Söyleyip de incitmekten, kırmaktan, konuÅŸamamaktan …
    Dilim yok ki benim.

    Harfler ağzımın içinde birikiyor, biriktikçe boğuyorlar beni.
    Çaresiz duruyorum o zaman ben de.

    Kuyruğuma bakıyorum.
    Başkasına aitmiş gibi can çekişiyor.
    Ben durdukça o öyle ağırlaşıyor ki hareket edemiyorum.

    Acı çekiyorum ama ağlayamıyorum.
    Anlıyorum:
    Balık olmaklığım ondan.

    Acı hissedememenin acısını duyuyorum gövdemde, kanıyor bir şeyler.
    Tıkanmışım.
    Aklım, ellerim, gözlerim, içim felç.
    Boğazımda düğümleniyor adın. Ağzıma alamıyorum. Korkuyorum.
    Dar geliyor bu ıslak dünyalar.
    Her şey havada asılı, sağır bir ülkede yaşıyorum sanki.

    Suyun içine süzülerek akan gün ışığı aklımı çeliyor.
    Kaynağını biliyorum çünkü: Senin gözlerin.

    Ama geceler uzuyor.
    Zaman, karanlık, ıslak bir yorgan. Ağır ağır sarıyor.
    Yabancılara gülümsemek gelmiyor içimden,
    oturmuş günlerin geçişini sayıyorum.
    Geçmiyor.
    Tek yapabildiÄŸim özlemek …
    Ama balığım en nihayetinde; konuşamıyorum.

    II AŞK SUSUZ BIRAKIR – MIŞ

    Öyle ya balığım ben.
    Sen de balıkçı diyelim.
    Biliyorum; kıyamazsın, oltayı boş atarsın denize.
    Senin balıkçılığın orada öylece bekleyen olmaklığından geliyor.

    Boş oltayı atarsın suya, bilirsin yutmayacağımı kolayca.
    Ama bilmezsin:
    Ben sana inat yakalanırım.
    Meğer aşk böyle bir şey-miş. Savunmasız bırakır-mış.

    Şaşırırsın.

    Senin derdin balık değil ki, oturmak iskelede.
    Uçsuz bucaksız ufuk senin derdin.

    Sonra …
    Suda kıvrılarak dolanan oyuncu bir balığa takılır bakışların.
    Mecbur sararsın oltayı.
    Acı çekiyorum ne de olsa.
    Dedim ya kıyamazsın …

    Uzanırım dalgın avuçlarına.
    Dudaklarıma dokunursun, iğneyi çıkarırsın usulca.
    Bilirim senin yanında yaşayamayacağımı.
    Sen de bilirsin, öldürmeye kıyamazsın, bakarsın avcundaki balığa,
    ben de sana …

    Sonra beni kurtarmayı seçersin, bense …avuçlarında ölmeyi.

    Bırakırsın denize. Yüzünde kahraman bir gülümseme.
    Hayat kurtardın ya biraz önce.

    Sessizce boÄŸulurken mavilerde,
    son kez bakarım iskeleye, iskeledeki balıkçıya,
    gözbebeklerindeki yansımama. Son bir umut!

    Sonra …
    Mürekkep denizine sığınırım. Çaresiz … Yarım.

    III ÇARESİZLİK, HAREKETSİZ BIRAKIR – MIŞ

    Dedim ya;

    Kıpırdayamıyorum.
    Konuşamıyorum.
    Ağzımı hareket ettiremiyorum.
    Göremiyorum.
    Duyamıyorum.
    Bilemiyorum.

    Sadece korkuyorum …

  2. …..BilmediÄŸim bir neden beni alıp götürdüğünde o yerlere, o çocuk beni beklemekteydi. Rüzgarlı bir geceydi. Birilerinin bizim peÅŸimizde olduÄŸu belliydi. O karanlık dünyada tek rehberim o çocuÄŸun eliydi.

    Ne kadar yaÅŸamışım, ne kadar yaÅŸlanmıştım? Kim ile dost olmuÅŸ, kim ile kavga yapmıştım? Åžimdi geriye kalan tanımadığım bu tendi. Keder ve budalalıktan baÅŸka yaÅŸamımın anlamı var mıydı? Tek verebileceÄŸim cevap, ÅŸarkılarımı mırıldanmaktı: yaÅŸananları anlamak, anlamak ve anlatmak… Kim için? Karanlık, rüzgar ve bu çocuk.

    “Hey! Kimsin sen?”

    Durduk.

    “Tanımadığın zamanlardan bir çocuk.”

    “Öyleyse neden ben?!”

    “Dön arkana bak, ordasın sen.”

    Döndüm. Yalnızca zifiri bir karanlık.

    Biliyordum, ben kederimin budalasıydım. Biliyordum, ben artık yalnızca bu küçük eldim. Åžarkılarımı söyledim yeniden; anılarımı mırıldandım onun için. Çok adımlar attık… Sonra durduk birden. Bir kayaya yasladı beni:

    “İşte geçmiÅŸini ve kederini kaybettiÄŸin yer burası. Burada, bu kayanın eÅŸiÄŸinde baÅŸlayacak yeniden senin yaÅŸamın. Bundan böyle sırrın bu olacak.”

    Elimi gezdirdim. Elimi yüzüme sürdüm. GözyaÅŸlarımı tutamadım. Rüzgar durmuÅŸtu artık…..Ahmet Aslan

Yorum Yaz

Yorum Yazmak için giris yapmalisiniz